• İdil İlçe Müftülüğü
  • İdil İlçe Müftülüğü
  • İdil İlçe Müftülüğü
  • İdil İlçe Müftülüğü
  • İdil İlçe Müftülüğü
  • İdil İlçe Müftülüğü
  • İdil İlçe Müftülüğü
  • İdil İlçe Müftülüğü
  • İdil İlçe Müftülüğü
  • İdil İlçe Müftülüğü
Cuma, 22 Ağu 2014
İslamda Ticaret Ahlakı PDF Yazdır e-Posta

İSLAMDA TİCARET AHLAKI

İnsan yaşamını sürdürebilmek için ev, ev eşyası, giyecek ve giyeceğe ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçları karşılayabilmek için değişik yollara başvurur. Günlük hayatta ihtiyaçlarını karşılayabilmek için elbette ki çalışması ve kazanç elde etmesi gerekir. Bu yollardan biri hiç şüphesiz ticarettir.

Yüce dinimiz İslam’da ticareti, helal kazanç yollarından biri olarak kabul etmiştir. Nitekim yüce Allah Kur’an-ı Kerim de, insanlara alışverişi helal kıldığını bildirir.

“Allah alışverişi (ticareti) helal, faizi ise haram kıldı.” (Bakara: 275)

 

Diğer bir ayeti kerimede de şöyle buyurmaktadır: “ (cuma)Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın.” (Cuma:10-11)

Diğer bir ayet-i kerime de: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka…” (Nisa:29) İfade ederek, yapılması istenen ticaretin meşru ve helal ölçülere uygun olması gerektiğine dikkatimizi çekmektedir.

Ticaret tarihi, insanlığın tarihi kadar eski olduğunu diyebiliriz. Zira ilk insan ve ilk peygamber Âdem (a.s.)’ın, o günün şartlarına göre, dokumacılık, fırıncılık, aşçılık ve çiftçilik yaptığı rivayet edilir.

İbrahim (a.s)’in, kumaş ticareti, Nuh (a.s.) ile Zekeriya (a.s), marangozluk, Eyüp (a.s), çiftçilik mesleğinin öncüleri olmuşlardır.

Ayrıca Davut (a.s) zırh yapmış ve yaptıkları zırhı satarak hem geçimini sağlamış, hem de sadaka vermiştir.

  Resulullah S.A.V) hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:

  “Hiçbir kimse elinin emeğini Yemesinden daha hayırlı Yiyecek asla yememiştir. Kuşkusuz Allah’ın Peygamberi Davud (a.s)’da elinin emeğini verdi.”buyurmuştur. Buhari: Buyu

  Bir başka hadisi şeriflerinde:

  “Sizden herhangi birinizin ipini alıp da dağdan arkasına bir bağ odun yüklenerek getirip satması, herhangi bir kişiden istemekten çok daha iyidir. (Kim bilir) O da ya verir ya da vermez” buyurdu. Buhari, Buyu, Hadis No:2074

  Bu hadisi şeriflerden anlaşılıyor ki, kişinin kendi el emeği ve alın teri ile sağladığı kazanç en hayırlı ve bereketli kazançtır.

  Öte yandan Resulullah (s.a.v) Peygamber olmadan önce ticaretle uğraşmış, bütün konularda olduğu gibi ticarette de dürüstlüğü, sadakat ve güvenilirliği ile bize en iyi örnek olmuştur. Müslüman bir tüccarın nasıl olması gerektiği noktasında bize rehber olmuştur.

  Hz. Ebubekir de (r.a)ticaretle uğramış hatta halife seçildiği vakit âdeti olduğu üzere sabahleyin başının üzerine meşgul olduğu elbiseleri koyarak çarşıya çıkmıştır. Çarşıda Ömer Bin Hattap ve Ebu Ubeyde’ye rastladı. Bunlar Halifeye:

Hayrola, çarşıda pazarda ne işin var? Sen Müslümanların işlerini üstlendin, demişlerdi. Halife:

Ya ben ailemi nasıl geçindireceğim? Diye sormuş. Onlar da:

Biz sana nafaka takdir ederiz, diyerek günlük yarım koyun nafaka takdir etmişlerdi.

Mekke’den Medine’ye hicret eden sahabelerden bir kısmının ticaretle uğraşMIŞ ve bu konuda nasıl hareket etmemiz gerektiği hususunda bize örnek olmuşlardır.

  Bu örnekleri verdikten sonra, Müslüman bir tüccarın, ticaret yaparken riayet etmesi gereken hususlara kısaca değinmekte fayda vardır.

  Olgun mümin bütün işlerde olduğu gibi ticaretinde de başkalarının haklarını gözetecek, onlara zarar verecek hal ve hareketlerden uzak duracaktır. Aksi takdirde kazancı haram olur. Kazancında hayır ve bereket olmaz.

  Müslüman tüccar helal ve temiz bir kazanç elde edebilmek için şu hususlara dikkat etmek zorundadır:

Ölçü ve tartıyı adaletle yapacak.

Göklerin bile ayakta duruşunun bir ölçü ve teraziye dayalı olduğunu Kur’n-ı Kerim şöyle bildirmektedir:

“Göğü Allah yükseltti ve mizanı O koydu.” (Rahman: 7)

Bir yerde hak ve adaletin yerleşmesi için her şeyden önce ölçünün herkes için eşit bir şekilde doğru ve dürüst olması gerekir.

Bunun doğru olması için de iki husus lazımdır.

Birincisi: Ölçünün, cihazın kendisinin tam sağlıklı olması, arızalı yanlış alet kullanılmaması.

İkincisi de: Ölçmenin doğru yapılması, o aleti kullanacak şahsın dürüst olmasıdır. Bu husus Kur’an-ı Kerim de şöyle buyrulmaktadır: “Sakın tartıda haksızlık etmeyin, tartıyı doğru yapın, terazide eksiklik yapmayın.” (Rahman: 8-9)

Ölçü ve tartıda hile yapmak, insanları aldatmak, büyük günah olduğu gibi aynı zamanda ahlak yönünden de çok çirkin bir davranıştır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim de bunlarla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Eksik ölçüp tartanların vay haline! Onlar insanlardan alırken tam ölçerler. Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar. Onlar düşünmezler mi ki, büyük bir günde (hesap vermek üzere)diriltilecekler. Öyle bir gün ki insanlar o günde âlemlerin rabbinin huzurunda divan duracaklardır.” (El Mutaffifin: 1-6)

Alım – satım yaparken, yalan konuşmamak ve yalan yere yemin etmemek.

İnanmış olan bir insan yalan konuşmaz, konuşmamalı. Yalan insanın güvenirliliğini ortadan kaldırır. Mümin ise sözüne, işine ve davranışına güvenilen insandır. Güvenilir olmalıdır.

Ticaretle uğraşan kimse ise, insanların kendisine güvenmesine daha çok muhtaç olan kimsedir. Müşteri ona inanmalı ve güvenmelidir. Sattığı malın kalitesi ile ilgili yalan söyler müşteriyi aldatırsa, hem günah işlemiş ve hem de kazancını haramla kirletmiş olur.

Özellikle yalanını Allah’a yemin ederek güçlendirmeye çalışırsa, daha çok vebale girmiş ve kazancının bereketini yok etmiş olur.

Rasulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Alıcı ile satıcı meclisten ayrılıncaya kadar serbesttirler (Yani alışverişi bozabilirler.) eğer ikisi de doğru konuşur, mallarının kusurlarını ve değerini olduğu gibi açıklarlarsa alışverişleri kendilerine bereketli olur. Malının fiyatını gizler ve yalan söylerlerse belki kar ederler, ama alışverişlerinin bereketi mahvolur.) (Buhari, Buyu’ :2079)

Rasulüllah (s.a.v.) bir başka hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır: “Üç sınıf insan vardır ki, Allah Teâla kıyamet gününde onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları tezkiye etmeyecektir. Hem onlar için acı bir azap vardır.”

Ravi (Eb Zer) diyor ki: “Rasulüllah (s.a.v.) bu sözü üç defa tekrarladı.



 

 

   cocuk ilim  

abdest namazdua namazkil ilmihal